Cevahir AYDIN

Cevahir AYDIN

[email protected]

ÇÜNKÜ ANLAŞILMAK İSTİYORUZ

21 Ekim 2021 - 03:59

ÇÜNKÜ ANLAŞILMAK İSTİYORUZ

İnsan olarak özel hayatımızla alakalı yakın çevremizle, yakın gördüklerimizle bazı durumlarımızı paylaşmak isteriz.
Yaşamın getirdiklerini paylaşmak arkadaşlarımızla, dostlarımızla daha derin ilişkiler kurmak adına birer aracıdır. Sağlıklı yürütülen bu paylaşım çabaları da ilişkilerin derinleşebilmesi, sıkılaşabilmesi, bireylerin daha da yakınlaşabilmesine vesile olur. Çünkü birinden bir şey isteyebildiğinde ona yakın olabilir birey.

Buraya kadar her şey normal ve sağlıklı. Arızanın olduğu nokta, toplum olarak genellikle sosyal destek meselesini doğru algılamıyor ve doğru uygulayamıyoruz. Sağlıklı destek için öncelikle olarak şunları anlamamız gerekiyor; bizim sorunumuzu, bizden daha iyi kimse çözemez. Kendimizi ifade etmek istediğimiz zaman yanımızda mevcutta olan arkadaşımız, paydaşımız istenilen kalitedeki gibi dinleme kapasitesine sahip olamayabiliyor. Ya dinleme kapasitesi düşük ya da onlar da mevcut durumları içerisinde, dolmuşluğun verdiği yorgunlukla kendisini bir türlü hazır bulamıyor.

Bu anlamda asrımızda insanların kendilerini dinleyecek uzmanlara yönelmeleri çok yerinde bir davranıştır. Bu nadide vazife için mücadele veren uzmanların öne çıkan yönlerine dikkat ettiğimizde kendimiz için de aradığımız özelliklerin birebir aynısı olduğunu göreceğiz.

Hiç yargılamadan can kulağıyla dinleyen, ortamda dikkat dağıtacak hiçbir şeyin olmamasına dikkat eden, çok mahrem bir alanda sınırları belirlenmiş görüşme gerçekleştiren, dert yarıştırmayan, kınamayan, eleştirmeyen, sözünü bölmeden dinleyen, dinleme sonrası doğru analiz ve/veya telkinlerle seni seninle ayağa kaldıran kişilerdir. Mesele sadece mesleki olarak bireylere destek olmanın çok ötesindedir. Böyle bir alanın olduğunu bilmek başlı başlına rahatlatıcı bir şeydir.

Peki, her sorun için uzmana mı gideceğiz? Kendimizin veya çevremizin hiç mi katkısı olamayacak yaşamdaki arayışlarımıza?
Tabi ki her mesele için uzmana gidilmeyecek. Tabi ki iki üç arkadaş bir araya geldiğinde insan kalbini gönlünü açacak. Mesele açıldıktan sonraki karşılaşılan manzaraya hazırlıklı olmakta. 


Paylaşımın kalitesini belirleyen üç kritik nokta vardır; “Neyi, kimle, ne kadar paylaşıyorum?”, “Ne bekliyorum?” ve “Bende ne oluyor?”

Kimi insanlar görürüz, sürekli paylaşmak isterler. “Bak başıma ne geldi” testisini sürekli arkadaş ortamında dolaştıran bu mizaçlar tabiri yerindeyse dertten beslenirler. Belli bir süre sonra dert olarak görüp çözüm aradığı şeylerin inandırıcılığı kalmıyor ve tesir uyandırmıyor talepleri. Ciddi bir şekilde dinleyen de bulamıyor. Bunun adı dertleşmek olmuyor. Bu dertten beslenmek olduğu için dinlediğini düşündüğü kişi veya kişiler bu mizaçlardan şişer ve daha sonraki görüşmelerde kişiyi can kulağıyla dinlememeye başlar. Zamanla daha az görüşmek daha az vakit geçirmek dahi isterler.

Uluorta ortaya konan sorunlar ve bu sorunlara çözüm için yaklaşanlara ‘yok bi şey’ minvalinde cevap vermek en iyi haliyle bireyin kendisiyle oynadığı psikolojik oyundur.

Bir başka yönüyle çözüm merciinde veya mizacında olmayan ortamın bireyleri dert yarıştırırlar. Örneğin ekonomik darlıktan, borcundan dem vuran bir paydaşa, yakınındaki diğer arkadaşı seninki de bir şey mi benim şu kadar borcum var, benim işlerim şu kadar kötü, bir diğeri benim şöyle hastalığım, çocuğumun şöyle sıkıntısı var vs. der. Bi nev’i ilk derdini açan o kadar derdin ve dertlinin olduğu atmosferde haline şükredecek kıvama geliyor. Sonuç olarak o konuşma o görüşme bittiği zaman herkes aynı sorunla kalmaya devam etmektedir. Herkesin içini döktüğü, rahatladığı(!), alkışladığı(!), ötekinin derdinden ilham aldığı(!) bu atmosferden zehirlenerek çıkılmış olundu.


Bu noktada iyi bir gözlem yapıldığında zaten duyulmayan, görülmeyen, anlaşılmayan bizler teknolojinin hayatımıza girişiyle bu nimeti iyi kullanamayıp bu yarayı daha da derinleştirdik.
Arkadaş ortamlarında aile ortamlarında herkesin elinde telefon, en yakınlarımızı bile dinliyor gibi yaparak araya perdeler örüyor ve bunu en derininden hissettiriyoruz. Duyulmak, görülmek ve en önemlisi anlaşılmak istenen bireyler bu perdeler yüzünden fiziksel olarak aynı ortamda olsa da ruhen kopuklardır.

“Uzun ve sağlıklı birlikteliklerin altında yatan temel sır, aralarındaki kaliteli sevgi değil anlayış kapasitesidir. Ancak anlaşabilenler uzun ve birlikte yaşarlar.” 

Anlaşılmak, çağımızda en önemli ihtiyaçlardan bir tanesidir. Birey olarak bizler böylesi bir niyetle bir lafızda bulunuyor bir şey söylüyoruz muhatabımıza. Bu niyetin tesirini kırmamak için bazı sorularla kendimizi çek edebilmek mümkün değil mi peki? Elbette mümkün!

Şu sorulara mutlaka cevap aramalıyız hayatımızda: Birey olarak sırrımı çok mu paylaşıyorum, çok mu dert paylaşıyorum, ne kadar dinleniyorum, dinlendiğim şeyden ney istifade ediyorum, paylaştığım şeyler aslında benim tek başıma çözmekte güçlük çektiğim şeyler mi?

Bu sorulara sağlıklı yanıt alma çabasına girmeden, özensiz paylaşımı alışkanlık haline getirenler ‘boşboğazlık, her şeyi herkese anlatmak’ hatasına düşüyor olabilir. En iyi haliyle yanlış sularda çözüm arama yanılgısına düşer ki bu durum ‘Fazla tevazu, vasat insanlardan nasihat dinletir’ hakikatini çalıştırır.

Peki, neden sürekli paylaşmak ve sağlıklı olanın dışında çözüm aramak hatasına düşülür? Burada bireyin kendisini küçük görmesi, eksik görmesi, güçsüz görmesi, yetersiz görmesi sendromu diye de tabir edilir bu durum.
Birey bu noktada kendisinin tek başına bir şey çözemeyeceğine, muhakkak arkadaşlarından, yakınlarından akıl alması gerektiğine inanıyor ve onların kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerektiğini düşünüyor.

Ondan sonra da kendisine akıl veren kişi bireyde söz sahibi olmaya başlıyor. Örneğin bireyin kazandığı parayı nasıl harcayacağı konusunda dahi çok daha cüretkâr olabiliyor. Sosyal hayatı ve arkadaşları hakkında, yaptığı iş hakkında, evliliği hakkında, çocuğunun olup olmaması, çocuğunun eğitimi, aile içi ilişkilerde cüretkâr davranabiliyor. Her şeyi sorma ve her şeye karışma hakkını kendinde bulabiliyor. Çünkü ona o hakkı yerli yersiz paylaşımlarıyla birey altın tepside sunmuştur.

Sınırları çizilmiş, belli kalitedeki arkadaşlıklarda dostane yapılan paylaşımlarda bireyler sadece ikisi birbirini dinler ve sırf o yüzden buluşurlar. Her iki birey de sadece belirli konu için hazır geldiğinde, aşağı yukarı bir psikoterapi seansı kalitesinde sınırları çizilmiş ve buna hazırlık yapılmış bir alan oluşturmuş oluyorlar. Bunda hiçbir problem yok. Zira bu atmosferin sağlandığı ilişki ortamlarında bireylerin birbirlerini yargısız gözlerle dinleyebilmesi gerçekten büyük bir lütuftur.

Paylaşımlar esnasında bu seviyenin yakalanıp yakalanmadığının göstergesi başkasının derdini büyütmek veya küçültmek değil, olanı olduğu haliyle görebilmektir. Bunu besleyen faktörler sağlıklı çalışıyordur. Başka dedikodulara girilmez, farklı meseleler konuşulmaz. Konuşan bilir ki ‘Ben anlatacağım, o dinleyecek, o anlatacak ben dinleyeceğim.’ Özetle can kulağıyla orada olmak mevcut olmaktır düsturu işleyecektir.

Yetişkin ketum olmalıdır.

Yapacağınız yatırımları, yeni iş fikirlerinizi, projelerinizi, alacağınız arabayı, evi, hayata dair güzelliklerinizi paylaşmak paylaşmayı istemek insan olarak içsel bir davranıştır. Fakat toplum olarak sınırlarımız çok belirgin olmadığından ve sınırlar korunamadığından iyi niyetle yapılan bu paylaşma isteği, o sevincin aktarılması isteği masamızdaki diğer insanların hazır olmaması nedeniyle daha başındayken bizi neticesiz bırakabiliyor.

Bunu deneyimlediğimiz ve üzücü sonuçlarına şahit olduğumuz çok ortam olmuştur. Kaliteli bir sohbet ortamının oluşmadığı atmosferlerde herkes bir fikir sunma ihtiyacı hissedip konuşmuştur. Ortada bir sohbet varmış gibi görünse de sonuca hizmet etmeyen çok şey konuşulmuş vakit israf edilmiş halde herkes evine dağılmıştır.  Böyle bir ortama maruz kalan bireyler birbirinin mahremini öğrenmiş olarak içinde bulundukları karabulutları büyütmüştür. O karabulutların yükü altında daha da huzursuz olmuştur. Güzelliklerini paylaşmanın, derdinden kurtulmaya çalışmanın en amatör girişimi buna maruz kalmaktır diyebiliriz.

Cevâhir/Küçük Dünyam

Bu yazı 94 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum