Nihat GÜÇ

Nihat GÜÇ

[email protected]

Kur'an'ı Anlama Ve Yorumlama Sorunu -2-

02 Aralık 2021 - 17:53

Kur’an’ı Anlama Ve Yorumlama Sorunu -2-

Hayatında var olan, ister taştan ister helvadan isterse tunçtan mamul her çeşit putu ellerinin tersiyle yıkmayanlar, yıkamayanlar Kur'an-ı Kerimi doğru anlamış ve doğru kavramış olamazlar.

Müslümanlar olarak Ebe Lehep’i de bugüne getirebilmeliyiz. Ne bir eksik ne bir fazla, tam bir şahsiyet olarak bütün iş ve işlevleriyle beraber bugüne taşımalı ve toplumun tam ortasına oturtabilmeliyiz kendi ellerimizle. 

Ebu Lehep’i bugüne getirmemiz, çevremizdeki şahıslarla ilişkilendirmemiz, parti, kabile ve aşiret liderleriyle görev ve fonksiyonlarıyla beraber hemcem etmemiz kaçınılmaz bir görevdir. 

Her nerede ve her ne zaman Ebu Lehep’in iş ve işlemlerini yerine getiren; dini, imanı ve peygamberi diskalifiye etmek için el çırpan, ıslık çalan her insanı, Ebu Lehep olarak kabul etmemiz Kur’ani bir görevdir. Aksi taktirde var olan ve yaşayan her bir Ebu Lehep, tarihi bir figür olarak Kur’an sayfalarında kalmış olur ki Kur'an-ı Kerim’in amacına, hedefine ve vermek istediği mesaja da uygun düşmez. 

Sahi etrafında fır döndüğümüz, yanlışlarını da doğrularını da olduğu gibi kabul ettiğimiz, karşı çıkmayarak boyun böktüğümüz, sen çok yaşa diyerek ellerimiz morarıncaya kadar alkışladığımız Ebu Lehep’lerimiz, Ebu Cehil’lerimiz, Ümmeye b. Halef’lerimiz kimler?

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gönderildiği dönemde “Daru-n Nedve” diye bir kurum vardı ve işlevseldi. Mekke’ye şamil kararlar da alıyordu. “Darun Nedve” bizim için tarih sayfalarında mı kaldı? Yirmi birinci asırda bu işlevi üstlenen kurumlar yok mu?   

Daru-n Nedve’de alınan kararlara benzer kararlar alan kurum ve kuruluşları (Kendimiz bizzat içinde bulunduğumuz halde) nasıl tanımlayacağız? Daru-l Erkam olarak mı lanse edeceğiz yoksa Daru-n Nedve’ler miadını dolduralı yüz yıllar geçti mi diyeceğiz?   

Peki bugün Daru-n Nedve’nin daimi üyesi olan Ebu Cehil’lerin, Ebu Lehep’lerin varyantları var mı aramızda, varsa kimler?  

Bugüne getirilmesi gereken ayetler arasında şunu da rahatlıkla zikredebilirim. Zikredeceğimiz bu ayet sadece Hristiyanlara hitap eden bir ayet olarak algılanmamalı. 

Eğer Hristiyanlara hasredilecek olsaydı, kitabımızda yer almasına gerek kalmazdı. Bu ve bunun gibi ayetleri kendimizle ilişkilendirmediğimiz müddetçe yanlış yapmış oluruz ki günümüzde bu tür yanlışları yapanların tamamının ismi ne yazık ki Müslüman. 


Kur’an’ı anlamamanın önündeki en büyük sorunun; şirk, müşrik, küfür, nifak, münafık, tağut, cibt, belam, Firavun ve Nemrut’tan bahseden ayetleri günümüze getirememekten kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebilirim. 
Bu tür sorunları niye bugüne getiremiyoruz, kendimizle ve çevremizle ilişkilendiremiyoruz? Belki de ofsayta düşmekten korkuyoruz. 

Hani Yüce Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?" (Maide/116) buyuruyordu ya. 

Sahi Yüce Allah Hz. İsa (a.s.) ile ilgili olan bu durumu ne diye bize anlatıyor. Tarihi bir konu olduğu için mi? Yoksa her kim Hristiyanların yaptığı gibi bir Peygamber dahi olsa herhangi bir insanı, herhangi bir şahsiyeti, herhangi bir konuyu, kurumu ve durumu Hz. İsa (a.s.) gibi ilahlaştırırsa aynı kapıya çıkacağını vurgulamak için mi?

Bir hadisi şerifte Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “ Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi beni batıl ve aşırı surette methettikleri şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. 

Bana “Allah’ın kulu ve resulu.” deyin!” (Buhari, Enbiya, 48; Müsned, 1/23; 4/25)

Bu konunun üzerinde derin derin düşünmeye; bağlandığımız, peşinden gittiğimiz, her sözünü ayet gibi bellediğimiz, hadislerden daha çok yapıştığımız insanları ve kitapları yeniden değerlendirmemiz için bir hisse çıkarmamız gerekmez mi? Bence bu iş için kullanabileceğimiz en uygun ve şaşmaz terazi Kur’an terazisidir.


Hz. Muhammed (s.a.v.)’den daha çok sevdiğimiz, günahsız addettiğimiz, olağanüstü değer biçtiğimiz kişiler ve kurumlar ne anlatır bize?  

Dinimizi doğru anlamak için var olan engellerimizin haddi, hesabı yok. Var olan engellere yenilerini eklemekten de geri kalmadık bu asırda. Fabrika misali ha bire ürettik mazeretleri.  

Yüce Kitabımızı anlamaya engel olan diğer önemli bir husus de şudur. İnsanın kendi elleriyle yazdıkları kimi kitapları Allah’ın gönderdiği kitapların önüne koymaktan kaynaklandığını da söyleyebilirim.   

Günümüzde kimi mekanlarda Allah’ın kitabından daha çok okunan ve okutulan kitaplar var. Günün her saati okunmakta ve mütalaa edilmekte. Allah’ın Kitabının okunması ve anlaşılması için sarf edilecek tüm çaba, say’ ve gayret bu kitaplara hasredilmektedir. Böyle yapmakla bu kitaplar Kur’an’ın fevkine çıkarılmış olmuyor mu Hz. İsa’nın ilahlaştırıldığı gibi? 

Kimi insanın bu konuyla alakalı olarak kem küm ettiğini duyar gibiyim. Hiç kusura bakmayınız! Gün boyu eline en çok aldığın, üzerinde en çok düşündüğün, anlamak için en çok çaba gösterdiğin, hayatında en çok sergilediğin kitap senin Kur’an’ındır. 
Elinden düşmeyen Allah’ın kitabı mı yoksa insanların yazdığı kitaplar mı? 
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

Günümüze taşıyamadığımız ve yaptıklarımızla yüzleştiremediğimiz şu ayet ne kadar da enteresan. Sakın ola dikkatlere sunacağımız bu ayeti Hristiyanlara raci kıldığımız önceki ayet gibi Yahudilerden bahsediyor diyerek üstümüzden bir elbiseyi sıyırıp attığımız gibi sıyırıp atmayalım.   
“Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için: "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.” (Bakara/79) 

“Allah’ın bizleri affeyle! Allah’ım bizlere mağfiret eyle! Allah’ım sinelerimizi Kur’an’dan başka kitaplara, başka insanlara, başka hiziplere meylettirme!” demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Nihat Güç

Bu yazı 149 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum