Prof. Atilla YARGICI

Prof. Atilla YARGICI

[email protected]

BEDİÜZZAMAN VE TEVHİD  (1)  

07 Nisan 2021 - 00:06

Vefatının 61. Sene-i devriyesinde büyük islam Alimi Bediüzzaman Said Nursi’yi  rahmetle anıyorum. Bediüzzaman’ı anmak, aslında onun bütün insanlığa miras olarak bıraktığı eserlerini anlamak için çaba göstermek demektir. Çünkü o büyük alim, daha hayatta iken kendisini ziyaret edenlere  hep Risale-i Nur’u  okumlarını tavsiye etmiş, çoğu ziyaretçiyi de kabul etmeyerek onları Risaleleri okumaya teşvik etmiştir. 

Bediüzzaman’ın  şu ifadelerine bir bakalım:

“Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikate zulümdür. Her cihetle kemalde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye ma’ruz ve mübtela şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır”

Bediüzzaman bu sözleriyle dikkatleri kendi üzerine değil,  Kur’an’dan mülhem olarak telif ettiği  Risale-i Nur eserlerine çekmektedir.

Eserlerine baktığımızda yalnızca şahsi okumayı değil birlikte okumayı teşvik ettiğini de görmekteyiz. Birlikte okumak insana farklı ufuklar açmaktadır. Ancak asıl yapılması gereken de şahsi okumadır. Çünkü insan, gazete gibi değil, dikkatli bir şekilde bu eserleri okuduğunda, zihninde meydana gelen inançla ilgili şüphe ve vesveselerin yâda hastalıkların  ilaçlarını bir bir bulduğunu fark edecek, tıpkı Arşimet gibi “buldum” diye  bağırmak, bunu herkese duyurmak isteyecektir. 

Risale-i Nur,  ahir zaman çağının insanının şüphelerle hastalanmış idrakine sunulan ve Kur’an eczahanesinden alınan manevi reçetelerdir. Risale-i Nur’ları tanıdıktan sonra islâmı daha iyi anlayan ve İngiltere’de islamı  Risale-i Nur kanalıyla dünya ile buluşturmaya gayret gösteren Colin Turner, Bediüzzaman’ın Risaleleriyle bu çağda bir iman inkılabı gerçekleştirdiği tespitinde bulunmaktadır. 

Onun Kastamonu  lahikasında bildirdiği gibi, bu çağda imanın esaslarına, köklerine  saldırılar olmaktadır. İnsanlar, bilhassa da Müslüman bir toplumun gençleri imansızlığa, ateizme,  pozitivizme, darwinizme sürüklenmektedir. Bu tehlike henüz geçmiş değildir. Geçmesi de mümkün değildir. Eğitim sisteminde gençlerimize okutulan kitapların pozitivist ve darwinist bir zihniyetle yazıldığı ve okutulduğu bir gerçektir. Herkes ortaokul ve liseye giden öğrencilerin kitaplarını açıp inceleyebilir. 

Bediüzzaman bu çağın en büyük hastalığının   “zaaf-ı diyanet” olduğunu bildirmektedir. Bunun en önemli yönünü de imandaki zafiyet oluşturmaktadır. Bu yüzden kendisinin görevini tarif ederken,        “ Çünkü, çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz." Demektedir. Bu yüzden bütün mesaisini  başta tevhid olmak üzere iman esaslarını  anlatmak için  sarfetmiştir.

 Bu iman esaslarını anlatırken,  bize bir bakışı açısı sunmaktadır. Hayata ve varlıklara bakış açısı çokk önemlidir. Bediüzzaman’ın sunduğu bakış açısı, “tevhid” bakış açısıdır.

 O bir taraftan tevhidi  modern bilimlerin verileriyle harmanlayarak, bilimin  tevhidi nasıl gösterdiğini  dile getirirken, diğer taraftan bu metoduyla bilimleri okuyan milyonlarca gencin, okudukları bilimlere nasıl bakacağını öğretmektedir.

 Bu bakış açısı değişen, bilimlere tevhid gözüyle bakan, “manay-ı harfi”yle düşünen milyonlarca insandan birisi de benim diyebilirim. 1981 yılında Üniversiteyi kazandığım sene İstanbul’a giderken Ankara’da ziyaret ettiğim benden 4-5 yaş büyük bir ağabeyimin Risalelerden öğrendiği şu cümleyi, hayvanat bahçesini gezerken benimle paylaşması bende şimşeklerin çakmasına sebep olmuş ve herşeye bakış açımı değiştirmiştir. Hayvanat bahçesinde gezerken, “kardeşim bu kuşlar ne kadar güzel yaratılmışlar değil mi” demişti bana. Allah’a inandığımı düşünüyordum, namazımı kılıyordum ama varlıklara manay-ı harfiyle, tehvid gözüyle bakmayı bilmiyormuşum demek ki. 

Sonra okudukça bu hakikatin Risalelerde çok önemli bir yer tuttuğunu öğrenecektim. Artık her  yerde rastladığım böcekleri bile elime alıp onların nasıl güzel yaratılmış olduklarını düşünmeye başlamıştım. Onun eserleri sayesinde “bize herşeyin Allah’ı hatırlattığını” öğreniyorduk.

İşte bu bakış açısı değişikliği, insanı şüpheler karşısında ayakta kalması bir hayli zor olan taklidî imanı, tahkiki hale getirmenin yolunu açmakta, ilmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin araçlarıyla insanı kamil imanın zirvesine ulaştırmaktadır.


NOT: Devam edecek.


Prof. Atilla YARGICI 
 

Bu yazı 618 defa okunmuştur.